Genel Ekonomik Değerlendirmeler

Erzincan Ticaret ve Sanayi Odası’nın her ay gerçekleştirdiği meclis toplantısı, Meclis Başkanı Mehmet Erkan Hatipoğlu Başkanlığında Meclis Üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilmektedir. Yapılan toplantılarda ilimiz ve ülke ekonomisinin de içinde bulunduğu durumların genel bir değerlendirmesi yapılmaktadır. Toplantı sonrası her ay Meclis üyelerini ve kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla hazırlanan “Genel Ekonomik Değerlendirmeler” kamuoyunun bilgilerine bu bölümde sunulmaktadır.

2016 yılı Genel Ekonomik Değerlendirmeleri
OcakŞubatMartNisanMayıs - HaziranTemmuz

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre TÜFE’de 2016 yılı Ocak ayında yüzde 1,82 artış gerçekleşti. Ana harcama grupları itibariyle çeşitli mal ve hizmetlerde, sağlıkta, eğlence ve kültürde artış görüldü. Ana harcama gruplarından giyim ve ayakkabı grubunda düşüş gerçekleşti. En fazla artış lokanta ve oteller grubu ile dayanıklı tüketim mallarında gerçekleşti.

Ortalama ihtiyaç kredisi faiz oranında da artış gözlemlendi. 2016 yılında bu oranların düşüp düşmeyeceği ise birçok etkene bağlı olmakla birlikte, temelde ekonomik ve siyasi göstergelere bağlı olarak değişecektir.  Türkiye ekonomisinden 2016 yılında da beklentilerin fazla olduğu gözlemlenmektedir. 1 Kasım seçim sonucunda sağlanan siyasi istikrar ortamı, 2016 yılında hem ekonomideki beklentilerin gerçekleşmesi hem de planlanan reform sürecinin başlaması için uygun görünüyor çünkü seçimler nedeniyle yaşanan belirsizlik durumu ortadan kalkmış bulunmakta.

Dünya ekonomisinde ise ekonomik durgunluğun azalarak devam edeceği öngörülüyor.  Yavaş da olsa toparlanma başlayacak. Türk ekonomisi, 2 milyon civarında olduğu söylenen göçmen nüfusun tüketime ve üretime yapacağı ilave katkıyla büyüyecektir. Güneydoğu’da devam eden operasyonların gerektirdiği harcamalar da “kamu tüketimini” artıracak bu da büyümeyi yukarı doğru itecektir ancak ciddi bir ekonomik durgunluk yaşanması ihtimali de düşünülmelidir. Ekonomimizi yönetenler faizi düşük tutmaya devam edeceği için döviz fiyatlarının artacağı düşünülmektedir. Cari açığın azalması, büyümeye olumlu katkı yapmayı sürdürecektir. Rusya ile yaşanan krizler nedeniyle ihracat ve turizm gelirlerimizde düşüş yaşanabilir. Bu da milli gelir artışını frenleyecektir.

Öte yandan asgari ücretin artmasıyla ilişkili olarak artan Bağ-Kur primlerinin işvereni zorlayacağı düşünülmektedir. Genel ekonomik durumun ve işlerin  durgunluğunu göz önüne aldığımızda tüccarımızın çok sıkıntılı günler geçirdiği aşikardır. Tüccarımız özellikle finansman yetersizliği, ekonomideki belirsizlikler, kurumsallaşamama, nitelikli istihdamın azlığı, niteliksiz göç alma, ürün yelpazesinde çeşitlenmenin yapılamaması, zaten öz kaynakla işletmeyi idare etmeye çalışan tüccarımızın pazar araştırması veya işletmesini ileriye götürecek yenilikler için ayıracak kaynağının olmaması gibi olumsuzluklarla uğraşırken prim artışları işverenin belini iyice bükmektedir. İşverenin sırtındaki yükü hafifletmek adına işçi için getirilen prim desteğinin ve teşviklerin işveren için de getirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde bu durum kayıt dışı çalışan sayısını aniden artırabilir. Sigortalı çalışan sayısının artırılması için primlerin ödenebilir düzeyde bulunması ya da yeniden değerlemeye tabi tutulması şarttır. Tüccarımızı yaşadıkları olumsuzluklardan sıyrılmalarına katkıda bulunmak adına geçen sene Erzincan Ticaret ve Sanayi Odası olarak ilimizdeki bankalarla üyelerimize kredi kolaylığı sağlanması için anlaşmalar yapmıştık. 2016 yılında da Hükümetin açıkladığı 2016 eylem planına göre esnafa verilecek olan beş yıl ödemeli 30.000,00-TL faizsiz kredi imkanının tüccarlarımıza da tanınması ve faizsiz 5 yıl ödemeli 100.000,00-TL kredi verilmesini sağlamak adına Oda olarak Genel Yönetim’den ricada bulunacağız.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre TÜFE’de 2016 yılı Şubat ayında yüzde 0,02 düşüş gerçekleşmiş ve yıllık enflasyon 0,80 puan azalarak yüzde 8,78 olmuştur. Enflasyondaki düşüş işlenmemiş gıda ve enerji fiyatlarından kaynaklanmaktadır.

Gelişmekte olan ülkelerin bu sene nefes alacağını, doların yükselişinin sona erdiğini, Türkiye’nin yüksek faiz ve reform gündemiyle diğer rakiplerinden ayrışacağını, FED’in faizleri ilk tahminler kadar artırmayacağını öngörüyor. 2016 yılının dolar için tatlı bir yıl olmayacağı vurgusu yapılarak yıl sonu beklentilerinin euro/dolar paritesinde 1,20, dolar/TL ise 3,0-TL olacağı değerlendiriliyor.

2015 yılının gelişmekte olan ülkeler için çok verimli geçmediğini, Fed’in faizleri bu sene artırmayacağını tahmin ettikleri görülen ekonomistler TL’nin stabil bir seyir izlediğini ve paranın dışarıya gitmeyeceği görüşünde.

Bütün bunları dikkate alındığında Türkiye, şirketleri döviz riskinin yönetilebilir olduğuna ikna eder ve bu tabloyu yapısal reformlarla teyit ederse yeni bir hikayenin yazılabileceği ve gelişmekte olan piyasalar açısından 2016 görünümü geçen yıla göre çok daha iyi ve istikrarlı geçeceği değerlendirilmektedir.

Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nu yayımlandı. Raporda dünya ekonomik tahminleri genelde negatif yönde revize edildi. Buna göre önümüzdeki 5 yılda ufukta ekonomik canlanma yok, düşük büyümeye devam edilecek.

Düşük veya vasat büyümeye bağlı olarak dünya ticaret hacminin ivme kaybetmesi bekleniyor. Bu yıl dünya ticaretinin yüzde 3.1, gelecek yıl yüzde 3.8 ve 2018-21 döneminde ortalama yüzde 4.3 artması beklentiler dahilinde. Bu rakamlar geçmiş yıllara göre büyümeden daha fazla bir ivme kaybına işaret ediyor.  Doğal olarak ihracat, ithalat, taşıma ve navlunların da sınırlı artması bekleniyor. Bu durumun yansımasının Türkiye olarak ihracatı artırma hedefinde bizi zorlayacağı kanaati hakim.

Petrol fiyatı son günlerin güncel konusu ve bir ölçüde kendini toparlamış görünüyor. Petrol fiyatlarının geçen yıla göre yüzde 31.6 oranında gerilemesinin ardından 2017 yılında yüzde 18’e yakın toparlaması bekleniyor. Sonraki yıllarda yüzde 5 dolayında artış öngörülmesi, petrol fiyatlarının geçmişteki yüksek üç haneli düzeyleri orta vadede görmeyeceğine yorumlanabileceği uzmanlar tarafından değerlendiriliyor.

Beklentilerin gerçekleşmesi halinde petrol fiyatlarının seyri Türkiye ekonomisini destekleyici olacak. Çünkü Türkiye milli gelirinin yüzde 6’sına varan oranda enerji ithal eden bir ekonomi.

Düşük ekonomik büyüme, düşük petrol fiyatlarını elbette düşük enflasyon rakamları izleyecek. Tüketici fiyatları gelişmiş ülkelerde yüzde 2’nin, gelişmekte olan ülkelerde de yüzde 5’in altında kalmaya devam edecek. Her iki grupta da geçmiş yılların ortalaması altında bir gerçekleşme bekleniyor.

Türkiye’nin belki de dünya ekonomisine uyum sağlamada en çok zorlanacağı alanlardan biri enflasyon olacak. Halen enflasyon tek haneli yüksek rakamlarda seyrediyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere uyum için düşük tek haneli, yüzde 5’in altına inilmesi gerekiyor. Büyümeye destek olması yönünde baskılara direnemeyen Merkez Bankası’nın orta vadede enflasyonu düşük tek haneli rakamlara indirmesi zor görünüyor.

Faiz oranlarının düşük ve negatif seyri, dış kaynakla ekonomisinin çarklarını çeviren Türkiye’nin lehine sonuçlanacak. Dış borçların ve cari açığın finansmanında zorluk yaşanmayabilecek.

Cari açığı daraltmaya devam etmemiz gerekiyor. Çünkü bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin ortalama açığı yüzde 1’e bile varmıyor. Türkiye’nin halen yüzde 4.2 düzeyinde. Dış borç stoku ve dış borç servisi açısından da Türkiye gelişmekte olan ülkeler ortalamasını aşağı yukarı yakalamış. Ancak rehavete de yer yok.

Bütün bu gelişmeler ışığı altında büyümenin istenilen düzeyde olamayabileceği ve pazarların açılması hususunda sınırlı bir ümit bulunmaktadır. Gelecek yıllar para kazanma açısından Türkiye için zorlu olmaya devam edeceği öngörülmektedir.

Nisan ayı ekonomik verileri incelendiğinde, dış ticaret açığının, AB’deki kısmi toparlanmanın ve altın kaleminin ihracatı desteklemesi ile enerji fiyatlarındaki gerilemenin ithalatta yarattığı sert düşüşün etkisiyle gerilediği görülmektedir.

Türkiye’nin cari açığının finansmanında en büyük kalemlerden biri olan turizm gelirleri Rusya ile yaşanan gerilim sonrası bu ülkeden gelen turist sayısının azalması ve iç güvenlik endişeleri ile yüzde 16.5 azalarak 4.07 milyar dolar oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı verileri, yabancı girişi sayısında yaklaşık 10 yılın en sert düşüşünün olduğunu ortaya koyarken, Mayıs itibariyle turizm sezonunun açılmasıyla birlikte önümüzdeki aylarda yabancı ziyaretçi sayısının daha da azalması, buna paralel turizm gelirlerinde düşüşün de sürmesi bekleniyor. Buna rağmen artan tüketici talebinin Türkiye ekonomisini destekleyeceğini ve gelecek yıl büyümenin yüzde 3.4 seviyesinde olması bekleniyor. Türkiye ayrıca diğer bazı gelişmiş ekonomilere kıyasla ülkenin net enerji ithalatçısı olmasının ve Çin ekonomisinin etkilerine daha az maruz kalmanın avantajını da yaşayacağı düşünülüyor.

Merkez Bankası rakamlarına göre son 3 aydaki toplam sipariş miktarı ve mal stoklarında artış piyasalara olumlu yansıdı. İmalat sanayinde kapasite kulanım oranı bir önceki aya göre arttı. Güven endeksindeki artış ise hizmet sektörü ve tüketici güven endekslerindeki artıştan kaynaklandı. Fon girişleriyle beraber yerli yatırımcıların bankadaki döviz hesaplarını boşalttıkları görüldü. Bu durumun Türk Lirasının güçlü kalmasında önemli bir payı olacağı düşünülüyor.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre Şubat ve Mart aylarında Avrupa’daki toparlanmanın desteğiyle ihracatta başlayan artış eğiliminin Nisan ve Mayıs ayında da devam edeceği ve İran’a ihracatta ise aylık yüzde 30 artışların yıl boyunca süreceği öngörülüyor.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2016 yılı için 3 katına çıkardıkları KOSGEB desteğine, KOBİGEL proje destekleri de eklendi. KOBİGEL projelerine 300 milyon TL bütçe ayrıldı. Bu durumun KOBİ’lerimizin yüzünü güldürmekle beraber, proje yürütme mantığının da yerleşerek, KOBİ’ler için avantaj olacağı düşünülüyor.

65. Hükümet’in açıklanmasının ardından piyasalarda sert fiyat hareketleri yaşandı. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in kabinedeki yerini korumasıyla piyasalar istikrarsızlık korkusunu üzerinden attı. Piyasalar bu durumu istikrar ve güven olarak algıladı.  Kabine açıklaması öncesinde 3 TL’nin üzerinden işlem gören dolar, 2.98 TL’ye indi. Merkez Bankası’nın faiz koridorunun üst bandında yaptığı 50 baz puanlık indirim dolardaki düşüşü hızlandırdı. Borsa İstanbul ise 65. Hükümet’in yeni bakanlarının açıklanması ve Merkez Bankası’nın beklenen faiz indirimine gitmesinin de etkisiyle yükseldi. Yine yeni hükümetin açıklanmasının etkisiyle ve Merkez Bankası’nın faiz indiriminin ardından altın da düşüşe geçti. Son 10 günde lokal döviz satışlarının 7 milyar dolara ulaştığını kaydeden bankacılar, bu durumun kurun daha da tırmanmasını engelleyeceğini belirtmektedirler.

Dünya Bankası’nın açıkladığı Türkiye Düzenli Ekonomi Notu’na göre önceki çeyrekte büyümeyi sürükleyen stok artışı, birinci çeyrekte yavaşladı. Kamu yatırımları azalarak cari harcamalardaki artışı dengelerken, özel yatırımlarda da azalma kaydedildiğini bildirdi. Kurdaki istikrar ve iç tüketimin artması ithalatın ihracattan fazla artmasına neden olurken, net ihracatın büyümeye etkisi de olumsuz oldu. Önceki çeyrektekinin aksine birinci çeyrekte ihracatta yaşanan toparlanma büyümeye olumlu katkılar sağladı. Diğer taraftan asgari ücretteki %30’luk artış tüketici kredilerindeki toparlanma ve gıda fiyatlarındaki düşüş sayesinde özel tüketim güçlenirken kamu harcamaları seçim vaatleri sayesinde önemli ölçüde arttığı ve gıda enflasyonundaki düşüşün etkisiyle, enflasyon son aylarda gerilediği notta 2016 yılı için %3,5’lik büyüme tahmininin devam ettiği de dile getirildi.

Ekonomik hareketliliği artırmaya yönelik olarak Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’ın 30 Haziran tarihinde açıkladığı Yatırım teşvik paketi ile piyasaların olumlu gelişmeler kaydetmesi bekleniyor. Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’ın açıkladığı yatırım teşvik paketinde; toplu taşıma araç sahipleri yılbaşına kadar araçlarını yenilemeleri durumunda ÖTV ödemeyeceği ve bu düzenlemenin taksi ve yük taşıyan kamyon ve kamyonetler için de geçerli olacağını belirtti. ÖTV istisnasından yıl başına kadar yapılan alımlarda faydalanılmasını planladıklarını, bütçeye gelecek yükün, ne kadar sayıda araç satın alınacağına bağlı olduğu için açık bir öngörü bulunmadığını belirterek, ekonomik olarak olumlu bir dönüş getireceğini de kaydetti.

Esnaf sanayici işadamları yakından ilgilendiren kredi kullanımında taşınabilir menkul (makine ekipman) değerlerini de teminat olarak gösterebilmesi mümkün olacak. Çek ile ilgili önemli bir düzenleme de ticari hayattaki ödeme aracı olarak kullanılan çek’in karşılıksız çıkması halinde para cezası getirildiğini, karşılıksız çek verilmeye devam edilmesi halinde ise hapis cezası uygulanacağı belirtilerek çek’e olan güveni tekrar tesisi sağlanmış olacak.

Sözleşmelerde, her birin nüshadan alınan damga vergisi artık bir nüshadan alınacak. Ayrıca yükte hafif pahada ağır işlerle uğraşanların tedarikçileri arasındaki sözleşmelere de damga vergisi istisnası getirildi.

Primlerini zamanında ödeyen Bağ-Kur’lulara 5 puan indirim yapılacağını belirten Başbakan Yıldırım, primlerin zamanında ödenmemesi halinde bu imkanın sona ereceğini de sözlerine ekledi.

İş hayatını yakında ilgilendiren diğer bir konu olan İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın bazı hükümlerinin altyapı hazırlığı için yürürlülük süresini 1 yıl uzatıldığını ancak genel olarak iş sağlığı ve güvenliği uygulanması konusunda kararlı olduklarını belirtti.

Yurtdışı çıkışlarda zaman kaybı yaşayan ihracatçıya hususi pasaport (yeşil pasaport) verilerek yurtdışı çıkışlarda yaşanan gecikmelerin önüne geçileceğini, terör ve doğal afetlerden etkilenen KOBİ’lere 100 bin lira kadar kredi kullandırılabileceği, ayrıca yatırım için kullanılan arazilerden de 5 yıl emlak vergisi alınmayacağının müjdesini veren Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’a; ticari hayata ilişkin yatırım teşvik paketi dolayısıyla daha fazla üretime, istihdama ve gelir artışına sağlayacağı katkılardan dolayı teşekkür ediyorum.

Ülkemiz tarihine yeni bir kara leke olarak sürülen 15 Temmuz tarihli darbe girişimi nedeniyle, ülke ekonomisinin sıkıntıya gireceğini ve bunun etkilerinin bütün kesimler tarafından hissedileceğini belirtmek isteriz. Temennimiz odur ki, Hükümetimizin kararlılığı ve milletimizin sağduyusu ile başlamadan bitirilen bu menfur olayın ticari hayatımıza tesiri sınırlı olur. Bu vesileyle darbe girişiminde parmağı olan talihsizleri Allah’a ve milletin vicdanına havale ediyoruz.

Türkiye 15 Temmuz 2016 Cuma gecesinde yaşanan darbe girişiminin, özellikle Türkiye’nin son 13 yıllık dönemde sergilediği ekonomik büyüme performansı, artan refah, bölge ülkeleri ile artan ekonomik ilişkiler ve dış yatırım çekme kabiliyeti göz önüne alındığında Türkiye’nin geleceğine yönelik bir tehdit olduğu açıktır. Bu bağlamda darbe girişimini izleyen dönemde, özellikle uluslararası piyasalardaki işleyişin devam etmesi, finansal sistemin stabil konumu oldukça önem kazanmıştır.

İç piyasada istikrarın sağlandığına yönelik yapılan açıklamaların yanı sıra Merkez Bankası’nın faiz indirimine devam kararı ve ekonomi yöneticileri tarafından dış yatırımcıya verilen mesajlar sayesinde, uluslararası kuruluşların yaptığı açıklamalara rağmen darbe girişimi sonrası piyasalar rahatlamıştır. Darbe girişimi sonrası piyasada oluşan şokların iyi yönetilmesi ile birlikte kısa vadede iç ve dış piyasada istikrarsızlık bertaraf edilmiş ve alınan olağanüstü hal kararı sonrasında halkın ve yatırımcıların bu durumdan etkilenmeyeceğinin açıklanması oldukça önem arz etmektedir.

15 Temmuz askeri darbe girişiminin Cuma gecesi gerçekleşmesi ve piyasaların kapalı olması nedeniyle, 18 Temmuz Pazartesi sabahı piyasaların vereceği tepki büyük merakla beklenmekteydi. İç ve dış piyasada işlem yapan yatırımcıların paniğe kapılmaması adına Merkez Bankası ve bankaların başı çektiği ekonomi yönetiminin gerekli tedbirleri alarak piyasaları yatıştırması ve piyasa için gerekli likiditenin sağlanması 18 Temmuz Pazartesi gününün en az hasarla atlatılmasını sağlamıştır.

Özellikle Merkez Bankası’nın 17 Temmuz Pazar günü yapmış olduğu açıklamalar ve aldığı tedbirler sayesinde piyasalarda meydana gelebilecek dalgalanmaların önüne geçildi ve olası bir kriz ortamının doğması engellendi. Finansal piyasaların etkin işleyişinin sürdürülmesi amacıyla Merkez Bankası tarafından alınan tedbirler şunlardır:

  • Merkez Bankası tarafından bankalara gerekli likidite limitsiz olarak sağlanacaktır.
  • Bankalara sağlanan gün içi likidite imkanının komisyon oranı sıfır olarak uygulanacaktır.
  • Türk lirası likidite sağlamak amacıyla, ihtiyaç duyulması halinde, bankalar tarafından limitsiz tutarda teminat döviz deposu getirilebilmesine imkan tanınacaktır.
  • Bankaların döviz deposu almak üzere de kullanabilecekleri yaklaşık 50 milyar ABD doları seviyesindeki mevcut limitleri gerektiğinde artırılabilecek ve kullanım şartlarında (teminat ve maliyet) iyileştirmeye gidilebilecektir.
  • Merkez Bankası nezdindeki tüm piyasalar ve sistemler (Elektronik Fon Transfer ve Elektronik Menkul Kıymet Transfer) işlemler tamamlanıncaya kadar açık tutulacaktır.
  • Piyasa derinliği ve fiyat oluşumları yakından takip edilecektir.
  • Gerekli görülmesi halinde finansal istikrarı korumaya yönelik ihtiyaç duyulacak tüm önlemler alınacaktır. Merkez Bankası açıkladığı tedbir paketi ile bankaların ve halkın tüm taleplerine anında cevap verebilecek bir pozisyon alarak, oluşabilecek bir güvensizlik ortamında finansal piyasalarda yaşanabilecek kur artışlarının ve borsada ortaya çıkabilecek muhtemel kayıpların önüne geçmiştir. Bu önlemler neticesinde halkın ve piyasaların rahatlamasıyla darbe girişiminin ortaya çıkarabileceği ilk şok ortamı en az hasarla atlatılmış ve halkın ekonomi ve ekonomi yönetimine duyduğu güven bir kez daha görülmüştür.

Merkez Bankası’nın almış olduğu önlemlerin yanı sıra Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın siyasi belirsizlikleri ortadan kaldıran ve güven aşılayan konuşmalarının yanı sıra ekonomi yöneticilerinin de yaptığı açıklamaların yabancı yatırımcıları, iç ve dış piyasayı rahatlatması ekonomik istikrarın ne denli önemli olduğunu ortaya koymuştur. Diğer yandan özel sektör temsilcilerinin de aralarında bulunduğu Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve ona bağlı odalar, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve iş dünyasının önemli isimleri de ekonomik anlamda bir belirsizliğin ortaya çıkmasını engelleyen ve ekonomik istikrarı önceleyen açıklamalarda bulunmuşlardır. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in darbe girişiminin hemen ardından yaptığı açıklamalarla piyasalara güven vermesi ve yabancı yatırımcılarla yaptığı telekonferans ile belirsizlik ortamında oluşan soruları cevaplaması da bu süreçte öne çıkan önemli gelişmeler arasında gelmiştir. 20 Temmuz Çarşamba gecesi açıklanan olağanüstü hal kararının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek yapmış oldukları açıklamalarda iç ve dış piyasalara, uluslararası yatırımcılara güven vermiştir.

SONUÇ

15 Temmuz Cuma gecesi FETÖ’nün Türkiye’nin demokrasisine, ekonomisine ve geleceğine yönelik askeri darbe girişimi halkın feraseti, milli iradesine sahip çıkması ve emniyet güçlerinin de etkisi ile önlenmiştir. Bu girişimin doğurabileceği siyasi belirsizliğin ekonomide de istikrarsızlığı beraberinde getirecek olması ekonomi yönetiminin atacağı adımları daha da önemli hale getirmiştir. Darbe girişiminin püskürtülmesiyle birlikte ilk andan itibaren ekonomi yöneticilerinin piyasalara, uluslararası yatırımcılara güven veren açıklamaları ve Merkez Bankası aracılığıyla finansal piyasalara yönelik alınan önlemler, piyasaların açıldığı 18 Temmuz Pazartesi gününün en az hasarla atlatılmasını sağlamıştır. Merkez Bankası’nın bankalara ve finansal sisteme yönelik aldığı tedbirlerin sağladığı güvence, halkın ekonomiye duyduğu güven ve yapılan açıklamalarla birlikte Türkiye ekonomisinin normal seyrine kavuşmasında ön ayak olmuşlardır.

Ayrıca 20 Temmuz Çarşamba günü ilan edilen olağanüstü hal kararı sonrasında iç ve dış piyasaların hiçbir şekilde etkilenmeyeceğinin açıklanması ve ekonomiye özel bir vurgu yapılması Türkiye ekonomisinin geleceğine duyulan güven açısından önemli bir gelişmedir. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının olumsuz açıklamaları ve S&P’ nin kredi notu düşürme kararına rağmen Türkiye’nin kamu maliyesinde yer alan güçlü göstergeler piyasaların olumsuz etkilenmesinin önüne geçmiştir. Ayrıca alınanlar tedbirler yabancı yatırımcıların Türkiye ekonomisine güvenlerinin artırılmasında ve pozisyonlarını korumalarında oldukça önemli bir rol oynamıştır. Bu bağlamda Türkiye’nin aktif olarak yapısal reformlara (tasarrufların artırılması, AR-GE, katma değer ürünlerin üretilmesi), üretim ve dış ticaret süreçlerini desteklemeye devam etmesi kısa sürede oluşan negatif ortamı bertaraf etme adına oldukça önem kazanmaktadır. Son olarak kredi derecelendirme kuruluşlarının yaptığı ve yapacağı olumsuz propagandaya karşı ekonomik istikrarı sağlamaya yönelik söylemin kuvvetlendirilmesi gerekmektedir.

2015 yılı Genel Ekonomik Değerlendirmeleri
Ocak - MayısHaziran - TemmuzAğustosEylülEkimKasımAralık

Türkiye Ekonomisi yılın ilk çeyreğinde %2,3 büyüdü. TÜİK 2015 yılının ilk çeyreğine ait Gayrisafi Yurtiçi Hasıla verilerine göre, üretim yöntemiyle GSYİH geçen yılın aynı dönemine göre sabit fiyatlarla %2,3 artışla 30 milyar 89 milyon lira, cari fiyatlarla %7,8 artışla 443 milyar 189 milyon lira oldu.

Bu senenin ilk çeyreğine göre sektörel bazda cari fiyatlarla en yüksek büyüme hızı, %22,5 ile mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetler sektöründe gerçekleşirken bunu %17 ile tarım, ormancılık ve balıkçılık, %16,1 ile konaklama ve yiyecek hizmetleri, %15,7 ile finans ve sigorta faaliyetleri izledi. En küçük büyüme ise %2 ile toptan ve perakende ticarette yaşanırken inşaat sektöründe büyüme hızı sabit kaldı. Yine bu dönemde hanehalklarının tüketim harcamalarında da gözle görülür bir artış gerçekleşmiş oldu.

Türkiye bir seçim sürecini koalisyon hükümeti kurma durumuyla noktaladı. Tek parti hükümetinin sonlanmış olması piyasalar tarafından sert bir tepki göstermesinin akabinde sakinleşmeye başladı. Ancak bundan sonraki gelişmelerin ekonomi ve piyasa üzerindeki etkilerinin ne olacağı konusu bizlerinde gündemine oturmuş bulunmaktadır.

Piyasalar öncelikle endişe ve panik havasından uzak olmalı, Türkiye’nin demokratik sisteminin sorununu çözüme götürme konusunda umutlu olmak gerekiyor. Kısa vadede piyasada hareketlilik yaşanması normal, seçim sonucunun önceden satın alındığını (İhtimallere ön hazırlık yapıldığı) kur ve faizlerde büyük bir dalgalanma olmayacağı görüşündeyiz.

Ekonomik gelişim ile siyasi istikrarın doğru orantılı oluşu, siyasi partilerin hükümet kurma çalışmaları ve bu konuda yapılacak açıklamaların kısa vadede piyasaların yönü üzerinde ana belirleyici olacağı kanaatini oluşturmaktadır.

Mevcut durumda piyasa; öncelikle hükümet kurulabilecek mi? Kurulamayacak mı? Bunu izleyecektir. Eğer koalisyon hükümeti kurulursa bu Türkiye için pozitif mi negatif mi; istikrarı devam ettirebilecek mi ya da sonlandıracak mı ona bakacaktır.

İstikrarın devam ettiği bir koalisyon piyasada pozitif fiyatlanacaktır, koalisyon çıkmaz ise süreç sürüncemede kalacak ve devamında erken seçim ihtimali doğacak ve ekonomi baskı altında olacaktır. Öngörülerimize göre henüz erken seçim fiyatlaması piyasada bulunmamaktadır. Mevcut belirsizliklerin biran önce çözüme kavuşturulması piyasalardaki gerginliği azaltacağı kanaatindeyiz.

Türkiye’de piyasalar uzun bir aradan sonra yeniden dünya borsalarından farklı olarak olumlu gelişme kaydetti. Bunda hükümet kurulma ihtimalinin borsada ki artışa yansımasından kaynaklandığı görünüyor.
Siyasi belirsizliğin sona ermesinden çok ülkenin büyük koalisyonla yönetilmek arzusu AK Parti-CHP birlikteliğinin en iyi senaryo olarak görülmesine yol açtı. Bugün Kılıçdaroğlu’nun başbakanlıkta Davutoğlu ile yapacağı görüşmede sürecin daha da netleşeceği bekleniyor. Koalisyon ihtimalindense erken seçim ihtimali ön planda. Ancak koalisyon hükümeti kurulamaması durumunda borsa ve döviz piyasasında ciddi dalgalanmalara sebep olacağı uzmanlar tarafından değerlendiriliyor.

Erken seçim belirsizliği nedeniyle borsa ve döviz yatırımcılarını yerli ve yabancı açısından etkilediği görüşüne göre, yabancı yatırımcı hisse senedi satışına yöneltirken, yerli yatırımcıların ise dövize yönelmeleri neticede TL’sının aşırı değer kaybını hızlandıracağına dikkat çekiliyor.

Sürecin böyle devam edip etmeyeceği yönündeki göstergelere bakılırsa yapılan anketlerde 7 Haziran seçimlerinde oy kaybına uğrayan AK Partinin son gelişmelerle oylarını artırdığı ve bu durumun tek parti iktidarına işaret etmesi sonucunda piyasanın bu ihtimali de satın almaya başlayacağının göstergesi. Buna bağlı olarak dip yapan hisse senetlerine talep artmaya başlayacak ve dövizde düşüş yaşanacak.

Bütün bunların yanında genel olarak dünya ekonomisinde görülen olumsuz havaya karşın Türkiye’de büyüme rakamları memnuiyet verici. Ekonomik büyümenin öncü göstergelerinden sanayi üretimi, seçim öncesi gerilemenin ardından, haziran ayında aylık ve yıllık bazda yükselişe geçti ve ortalama %4,3’lük büyüme kaydedildi.

Buna göre İlk çeyrekteki büyüme rakamları % 2,8 ile kamu ve özel kaynaklı, % 2,7 İhracattan kaynaklı olarak gerçekleşmiş oldu. Bu da Türkiye %5,5 büyüyecek tahmininde ancak büyüme %4,3 olarak gerçekleşti. Avrupa pazarında yaşanan daralma nedeniyle Türk ihracatının ilgi görmesi, ihracatın büyümeye olan etkisinin artmasını sağladı.

Sektörlerin milli gelir içindeki paylarına bakıldığına, İmalat sanayi % 25,7, Ticaret %13,7, Ulaştırma %12,5, İnşaat % 6, Tarım %4,6 olarak gerçekleştiği görülüyor. Ekonomi 2. Çeyrekte frene bastı iç talepte yaşanan sert düşüş nedeniyle büyüme %2,1’de kaldı. Büyümeye en büyük katkı yine ihracattan geldi, ancak yaşanan jeopolitik riskler ihracatı olumsuz etkiler mi bilinmiyor. Bir diğer husus enflasyonun yükselmesi ve büyümenin düşmesi halinde merkez bankasının alacağı tavır piyasaları önemli ölçüde etkileyecektir. Merkez bankası üzerinde faiz indirimi baskısı yorumlarına bakılırsa, büyüme yukarı giderken faizi yüksek tutması, büyüme yavaşlarken de faizin düşük tutulması gerektiği görüşü ağırlık kazanmaktadır.

Altında 1100 dolar üzerindeki kapanış trendi değiştirir. Kapalıçarşı’da 24 ayar külçenin gramı, kısa sürede 100 TL’yi aşabilir. Serbest piyasada dolar atağa kalkarsa altını da yukarı çekeceği, TL ile 10 günlük pozisyon açanların pişman olmayacağı uzmanlar tarafından değerlendiriliyor.

Yeni haftaya 78.427 puandan başlayan borsa, bugün gerçekleşmesi beklenen Ahmet Davutoğlu – Kemal Kılıçdaroğlu görüşmesini yakından takip edecek. Uzmanlar, muhtemel bir koalisyon haberine piyasaların olumlu tepki vereceğini, aksi halde temkinli bekleyişin devam edeceğini belirtiyor. Borsada 78 bin desteğinin önemli olduğunu belirten analistler, bu seviyenin kırılması halinde 76 binin gündeme gelebileceği uyarısında bulunuyor. Olumlu haberlerde ise ilk etapta 80 bine hızlı hareketin yaşanacağı ifade ediliyor. Öte yandan dolar da geçen hafta 2.79’un üzerini yoklayarak tarihî zirvesine yaklaştığı, yine uzmanlara göre son açıklanan istihdam verilerinin iyi geldiğini ve FED’in eylül ayında faiz artırma ihtimalinin yükseldiğini belirterek, “Kur 2.77 üzerinde kalmaya devam ettiği sürece, 2.80 ve üzerinde bir seyir izleyeceğini değerlendiriyoruz.

Türkiye ekonomisi, yılın ikinci çeyreğinde yüzde 3,8 büyüme kaydetti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), yılın ikinci çeyreğine ilişkin gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) verilerini açıkladı.

Buna göre, üretim yöntemiyle gayrisafi yurtiçi hasıla, yılın ikinci çeyreğinde, geçen yılın aynı dönemine göre, sabit fiyatlarla yüzde 3,8’lik artışla 32 milyar 93 milyon lira, cari fiyatlarla yüzde 12,6’lık artışla 481 milyar 735 milyon lira oldu.

Ekonomistlerin, yılın ikinci çeyreğine ilişkin büyüme beklentilerinin ortalaması yüzde 3,4 olmuştu.

Uzmanlara göre dolarda son 1 ay içinde ki hızlı artış hem iç hem de dış piyasalarda etkisini sürdürüyor. Yurt dışındaki artışında FED’in 17 Eylül toplantısında 8 yıl aradan sonra ilk defa faiz artışına gideceği beklentisi etkili oluyor. Yılın ilk çeyreğinde %0.2 daralan ABD ekonomisi ikinci çeyrekte %3.7 büyüyerek tahminleri aştı. Ama dolardaki bu sert yükseliş ABD’nin başını belaya sokacak. Bir müddet sonra değerli dolardan kurtulmak isteyecekler. Zira şirketler ürünlerine zam yapamayacak, enflasyonla birlikte ihracat rakamlarında büyük düşüşler yaşanacak. O zaman faizi düşürerek yeni bir parasal genişlemeye gitmek zorunda kalacaklar. Yani başa dönecekler. Dolar aynı zamanda gelişmekte olan ülke para birimlerine göre de değer kazanıyor. Türk Lirasının değer kaybetmesinde sıcak paranın yurt dışına çıkışının hızlanmasının önemli payı var. Artan terör olaylarından daha çok ABD’de faiz artış sürecinin başlayacak olması yabancıların hisse senedi ve tahvil satışını körüklüyor. Yılbaşından bu yana toplam çıkışın cari açıkla birlikte 15 milyar doları bulduğunu görüyoruz. Bunu merkez bankasının döviz rezervlerinden anlıyoruz.

Türkiye’de döviz fiyatlarının enflasyondan fazla artması uzmanlar tarafından olumlu gelişme olarak görülüyor. Bu tablo cari açığa ilaç olacağı, geçen seneki 60 milyar dolar cari açığın bu yıl 37 milyar dolara düşeceği yani 23 milyar dolarlık tasarrufumuzun olacağı değerlendiriliyor. Dolar artınca borcumuz artmıyor. Tam aksine döviz yükselince, ithal mallar pahalı hale geldiği için gider azalacağı, gelirin artacağı düşünülüyor. Evet dolardaki artışın piyasada panik havası yaratmadığı tasarruf aracı olarak önemini tazelediği ve iş dünyası açısından da olumlu beklentiye sebep olduğu düşünülüyor.

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’ten yapılan açıklamaya göre devam eden politik belirsizliğe rağmen Türkiye’nin mali pozisyonunu koruduğunu, anketlerin muhtemel bir koalisyonu işaret ettiğini ve Fitch açısından seçim sonrası yapısal reformların kilit rol oynayacağını söyleniyor. FED’in fazi artırımının Türk piyasalarını nasıl etkileyeceği faiz artırımı sonrasında netleşecek diyen Fitch uzmanları, Türkiye’nin mali gücünün politik ortama rağmen sarsılmadığını ve durumun ülkenin kredi notunu nasıl etkileyeceğinin 18 Eylül’den sonra değerlendirileceği görüşündeler.

Bu veriler ışığında ekonomi aktörleri tarafından tüm zor koşullara rağmen büyümenin devam ettiğini bu durumunda piyasayı hareketlendireceği düşünülüyor.

Ağustos ayı pek çok ekonomik veri açısından alabora olduğumuz bir aydı. İstihdam dışında ekonomik veriler tamamlandı. Dün açıklanan ödemeler dengesi de alabora oluşun bir kesitini verdi bize.

Uzmanlar, yaşanan büyük istikrarsızlığa, siyasi belirsizliğe, hükümetin kurulamayışına, yeni bir seçim kararı alınmasına, terörün tırmanmasına, dış koşulların kötüleşmesine paralel döviz kuru tavan yaparken, ekonomide beklentiler, tüketim, yatırım ve aktivite dip yaptı. Turizm sektörü de artan terör ve çevremizdeki jeopolitik olaylar nedeniyle kötü bir sezon yaşandığını ve doğal olarak ithalatımızın da aylık 5 milyar dolarlık azalmayla 15 milyar dolara indiği görüşündeler.

Bir taraftan tüm dünyada değerlenen Dolar’ın Türkiye’de de değer kazanması, diğer taraftan FED’in faiz artırma olasılığının her geçen gün ekonomik kararlardaki baskısını artırması. Bu konunun, Türkiye gibi diğer gelişmekte olan ülkeleri de etkiliyor olması bir gerçek. Ancak Türkiye ekonomisinin merkezinde asıl içinde bulunduğu bölgenin dinamikleri var.

Suriye, Irak, İran ve Rusya arasında gelişen olayların Türkiye’ye yansımalarının yalnızca siyasi boyutu yok. Türkiye, bölgede yaşananların maliyetini ekonomik anlamda yüklenecek gibi görünüyor. Dolayısıyla, bu bölgede söz sahibi olmak isteyen aktörlerin Türkiye’yi devre dışı bırakmak için kullanacakları en etkili yöntem de şiddet ve terörle ülkeyi istikrarsızlaştırmak oluyor.

Bu yüzden Ankara’daki katliamın sorumlusu henüz tam olarak belli olmasa da, şu çok açık ki, ulaşmak istenilen adres, ülkede güvensiz bir ortamın hakim kılınması. Böylece ekonomide risk priminin yükseltilmesi ve adım adım ekonomideki tüm değişkenlerin olumsuz bir göstergeye dönüşmesi.

7 Haziran sonrasında ekonomi gündeminin sürekli manipüle edilerek, siyasi ve ekonomik bunalım ve kriz çıkaranlara en iyi cevap, geçmiş dönemlerde olduğu gibi, Türkiye’nin yoluna devam etmesidir.

Bu nedenle, 1 Kasım sonrasında siyasi denklem ne olursa olsun, ekonominin yeniden reforme edilmesi ve son günlerde Orta Vadeli Program’da de tartışmaların ana konusu olan GSYH’nin artırılması, ekonominin birinci gündem maddesi olmalıdır. Ülke gelirinin artması için ortaya konulan politikaların kararlılıkla uygulanması da, bu gündemden ayrı düşünülemez.

Aksi takdirde 13 yıldaki tüm ekonomik kazanımlar, ideolojik hırslara kurban verilebilir.

Seçimlerden sonra Türkiye’deki siyasi risk çok minimize bir düzeye indi. Çünkü şimdi önümüzü görebiliyoruz. Önümüzdeki 4 yıl içinde Türkiye’de güçlü bir hükümet olacak, güçlü bir liderlik olacak. Dolayısıyla reform yapma kabiliyeti yüksek olacaktır.

Türkiye; küresel ekonomideki yavaşlamaya karşın önümüzdeki yıllarda hızla büyüyecek ve Avrupa ile arayı kapatacak kapasiteye sahip, siyasi istikrar ile de önümüzdeki dönemde pozitif olarak ayrışabilir.

Belirsizliğin çok olduğu, Ortadoğu da kaosun olduğu bir ortamda Türkiye 2015 yılını muhtemelen %3 büyümüş olarak kapatacaktır.

Siyasi belirsizliğin azalması, Avrupa’daki toparlanma ve Ortadoğu’da durumun biraz daha kontrol edilebilir hale gelmesi Türkiye’yi 2016 yılı için %4 veya üstünde bir büyümeye çıkabilir.

Kurulacak yeni hükümetin ekonomiye önem vermesi gerekiyor. Gereksiz tartışmaları, anlamsız sözleri ve radikal söylemleri bir kenara bırakarak milleti kucaklayıcı mesajlar verilmesi olumlu olacağı kanaatindeyiz.

Seçim vaatleri arasında bulunan emekliye, işçiye ve öğrenciye verilecek zamlar, özellikle işçiye verilecek olan asgari ücretin 1.300 TL olmasını desteklemekle birlikte oluşacak ilave kazançların piyasaya yansıyacağı ve ticareti canlandıracağını düşünmekteyiz.

Faiz kanadında ise hükümet kurulduktan sonra faizlerin düşeceği, doların belirli bir seviyeye ineceği beklentisi bulunulmaktadır.

Özetle önümüzdeki dönemde herkesin ekonomiye odaklanması seçim vaatlerinin hayatiyet bulması toplumu rahatlatacaktır. Ancak işsizlik, iç ve dış güvenlik gibi sorunlar için daha fazla gayret göstermek gerekmektedir.

Ülkemizin de içinde bulunduğu kırılgan ekonomiler zor bir dönemden geçmektedir. Özellikle jeopolitik olarak komşularımızla yaşanan gerilimli hava dış ticareti ve temelde ihracatı olumsuz etkilemiştir.

İki seçim yaşamamıza rağmen uygulanan sıkı maliye ve para politikası sayesinde ekonominin güçlü ve beklenenden daha sağlam çıkarak büyümesini sağlamıştır.

Siyasi istikrar ve hükümetin izlemiş olduğu reformist uygulamaların bir araya gelmesi yatırımların büyümesinin önün açması gerekiyor.

Belirsizliklerin azaldığı, reformların hızlandığı bir ortamda 2016 yılının daha iyi bir yıl olmasını bekliyoruz. Ayrıca Avrupa Birliği fasıllarının açılması da piyasalara olumlu yansıyacaktır.

Hükümetin 2016 yılı eylem planında hayata geçirmeyi taahhüt ettiği esnaf, çiftçi ve gençlere yönelik paketin, gençlere 100 bin, esnafa 30 bin liraya faizsiz kredi verilecek olması da piyasaları hareketlendirecek bir etki oluşturabilir.

Petrol ve doğalgaz fiyatlarının ve diğer emtia fiyatlarının düşmesi Türkiye’nin cari açığını azaltacak faktörler arasında olup, Amerikan Merkez Bankası FED’in faizleri 0,25 puan artırması piyasalar tarafından önceden fiyatlanmış olması ile birlikte piyasaların beklentisine uygun cevap verilmesi piyasaları rahatlatmıştır. Yapılan faiz artışının Türkiye ekonomisine etkisinin sınırlı olacağı kanaatindeyiz.

2008 yılı sonbaharında patlak veren son küresel kriz ile birlikte FED ve diğer önde gelen merkez bankalarının gerçekleştirdiği parasal genişleme sonucu; gelişmiş ekonomilerden, gelişmekte olan ve ülkemizin de içinde bulunduğu ekonomilere doğru yayılan paranın, FED’in normalleşme adımı, faizleri artırma kararı ile birlikte artık paranın geri çekileceği bu nedenle likiditeye ulaşımın zorlaşacağına  vurgu yaparak söz konusu küresel likiditeyi ülkemize çekme adına strateji oluşturulması gerekmektedir.

Strateji oluşturulurken diğer gelişmekte olan ülkeler ile yatırımcı çekme mücadelesinde hatta borçlanma dahil rekabet edilmesi gerektiğini bunun da ekonominin iyi yönetilmesi ile gerçekleşeceğine inanmaktayız.

Yeni kurulan hükümetimizin küresel ekonominin yeni koşullarına uygun olarak ekonomi politikalarının revize etmesi, yapısal dönüşümü tamamlaması, reformist bir duruş sergilemesi ve şeffaf olarak bunların uluslararası ekonomi çevreleri ile paylaşılmasında pozitif bir yaklaşım sergilemesi gerektiği düşünülmektedir.

Ayrıca Türkiye ekonomisinin yumuşak karnı olan üç açığın da iyi yönetilmesi gerekiyor. Bunlar;

  • Bütçe: Mali disiplinden vazgeçilmemesi gerekir.
  • Cari Açık: Küresel emtia fiyatlarındaki gerileme avantaj olmakla birlikte ihracatımızı artırma da eylem planı devreye sokulmalıdır.
  • Tasarruf Açığı: Bireysel emeklilik sisteminin devamı sağlanmalı ve devlet desteği en az 5 yıl sürmelidir. Ayrıca atıl fonlar (işsizlik sigortası fonu gibi) Bireysel emeklilik sistemine devri sağlanarak değerlendirilmelidir.

Küresel anlamda gelişmelerin ışığında; 2016-2018 dönemi ait olarak açıklanan Orta Vadeli Program’a (OVP) göre, ülkemizin kademeli olarak 2016’da %4,5, 2017 ve 2018’de %5 büyümesi öngörülüyor. Hükümet yetkililerinin açıkladığı 2016-2018 dönemi OVP’de küresel olarak zor bir dönemin yaşandığı, jeopolitik gerginliklerin ciddi olduğu bir coğrafyada bulunan ülkemizin mali disiplini sıkı tutulması ve enflasyonun düşürülmesinin ana hedef olarak belirlendiği bildirilmiştir. OVP’ye göre kişi başı milli gelirden alınacak paylarda artacak. 2014 yılında 10 bin 390 dolar olan pay, 2015 yılında 9 bin 286 dolara, 2016’da 9 bin 364 dolarak gerileyecek, Ancak 2017 yılından sonra artışa geçmesi beklenen milli gelirden alınacak payında yükseleceği açıklanan veriler arasında.

Özetlenecek olursa ekonomik büyüme açısından 2015 beklenenden iyi geçti. Yılbaşında konulan %3’lük hedef 1 puan aşarak %4 olarak gerçekleşti. İki büyük genel seçim ile FED’in faiz artış sürecinin yaşanmasına rağmen, ekonominin çarkları hızlı döndü. Cari açık daraldı, 11 ayda 27.8 milyar dolara düştü. 2014’te 45.8 milyar dolar olarak gerçekleşen cari açık 2015’te 32 milyar dolar olacak. Cari açık, döviz geliri ile döviz giderimiz arasındaki fark. Büyük kısmı enerjiye gidiyor. Petrol düştüğü için cari açık da daralıyor. En olumsuz gelişme enflasyonda yaşandı. Bir defa Merkez Bankasının belirlediği %5’lik hedef çok iddialıydı, tutmadı. Nitekim orta vadeli ekonomik programda 2016 için %7.5 olarak belirlenmiş oldu.

X